Popüler Matematik (Matematik Hakkında)
Gördüğümüz, dokunduğumuz, hissettiğimiz, yaşadığımız doğayı, içindeki hareketlenmeleri ve bunların yarattıkları sonuçları anlayabilme heyecanı, merakı ve öğrenme gerekliliği; insanoğlunu, buluşlar yapmaya ve teoriler üretip geliştirmeye yöneltmiştir. Bu teorilere doğrudan destek ve zemin olan matematiğin tanımını ise, insanın soyut düşünebilme yeteneğinden kaynaklanan icatlar bilimi ve doğadaki ahengi, sırları keşfetme çabası olarak ifade edebiliriz. Matematik tarihini, 5 ya da daha fazla döneme ayırmadan bin yıllarla ifade edilebilen 2 büyük dönemde düşünürsek, ilk dönemi doğayı anlama çabası, ikinci dönemi ise, sistematik bir anlayışla
daha çok soyut düşünebilme yolunun geliştirildiği kuramsal matematik

dönemi olarak kabul edebiliriz. Her iki dönemde de yani ihtiyaçtan da doğsa kuramsal gelişmelerden de doğsa matematiğin dünyaya kusursuz uygunluğu, bilinen bir gerçektir.
Matematiksel anlatımla matematik, hem yaşamla çakışık, hem bir insanlık gereksinimi, hem de bir insanlık serüvenidir.
Toplumun her bireyinde en az ilköğretim düzeyinde bir matematik keyfinin olması gerekir. Müzik dinlemek, kitap okumak, film ya da tiyatro oyunu seyretmek, spor yapmak, satranç oynamak, mekanik

ya da elektronik oyunlar oynamak gibi bir matematik problemini çözmek de verilerle sonuçlar arasındaki hareketlenmeleri ile bir keyif, bir heyecandır. Ancak ne var ki, matematiğin öğretilmesinde ve öğrenilmesinde en büyük sıkıntı, matematik heyecanının olmayışıdır. Matematik öğreticisi ve eğitimcisi olarak öğrencilerimle matematiğin günlük hayattaki mühendislik ve fizik gibi uygulamalardan söz ederek savunma kolaylığına girmeden, matematiğin heyecanını paylaşmaya çalışırım. Ayrıca, öğrencilerimi Güzel Sanatlar öğrencisi, matematik dersini de fizik dersi gibi görürüm.
Matematiğin öğretildiği ve öğrenildiği alanın, sadece okul olduğu ve zamanının geçici, sisteminin de ezber olduğu anlayışı, bireyleri okulda başarısızlığa, okul sonrasında da bireysel yetersizliğe düşürür. Okul bitince de matematiği, devamı gelmeyecek ve yaşamlarında geçen kara günler olarak

algılarlar. Bu anlayışa sahip insanların, söyledikleri de genellikle aynıdır.” Matematik dersinden zayıf not alırdım” ,”Matematikten hiç anlamam!.”, “En korktuğum ders matematikti!.” ya da “Matematik sadece sınavlar içindir ve geçicidir!..” derken, pek azı da “Matematiği severdim.” der. Ne yazık ki, çoğunluğa göre “Matematik geçici bir süre içindir; yeri de sadece okuldur” anlayışı hâkimdir. Oysa matematiğin renkli bir dünyası vardır. Matematikten duyulan haz bir şeyi ilk kez keşfetme heyecanına benzer, insanda çocuksu bir sevinç, bir mutluluk, bir şaşkınlık yaratır. Bir resmin çizgilerinin, renklerinin ve bir romanın kahramanlarının insanı şaşırttığı gibi.
Matematik gerçek yaşamda da genel kültürün bir parçası olmalıdır. Hatta okullarda matematik hakkında yazılan (popüler matematik) kitaplar okutulmalıdır. Matematik, entelektüel kültürde de yer almalıdır. Bütün bunların gecikmesinin en önemli nedeni de matematikçilerin matematik hakkında konuşmamaları ve yazmamalarıdır. Oysaki matematik ile uğraşanların yapması gereken işlerden birisi de, matematiği anlamaktan ve onunla uğraşmaktan aldıkları doyumsuz hazzı, ilgili ilgisiz herkese aktarma çabası olmalıdır.
İnsanlar ezberledikleri yaşamı değil, anlayabildikleri yaşamı severler. Matematiği sevmek için de, anlamak gerekir, ezberlemek değil. Matematikte de ezberlenerek öğrenilen

hiçbir şey yoktur. Ayrıca ezber, malzeme çokluğu da yaratır. Matematiğin bir keyif bir heyecan olması yerine bir kâbusa dönüşmesinin en önemli nedenlerinden biri, öğretmeyi ve öğrenmeyi zorlaştıran malzemelerin çokluğudur. Malzemelerin çokluğuna neden olan da teoremler, kurallar ve formüllerin ezberletilmesidir. Teoremlere, doğruluğu ispatsız kabul edilen ilke ya da varsayımlara başvurarak bir ilişkiyi doğrulayan genelleme yoluyla ulaşılmalıdır. Matematiksel anlatımla, tanım ve aksiyomlardan teoremler sunulmalıdır. Bu işleyiş biçimi bireyin nedenli düşünme ve sorgulama yetisini geliştirdiği gibi, öğrenme sürecini kısaltarak öğrenme güçlüğü yaratan malzeme çokluğunu da ortadan kaldırır. Olması gerekir bu sistematikle matematiği, yalnızca sayılar, simgeler ve şekillerden oluşan kapalı kurallar kutusu olmaktan çıkararak ilişkilerden ve örüntülerden oluşan yaşamsal bir olguya dönüştürmüş oluruz.
İnsanlar, matematik için; Hayatı anlamanın, dolayısıyla hayatı sevmenin bir yolu olduğu fikrine ulaştıklarında, matematiği
anlamanın yolunun ezberlemenin yolundan çok daha kısa olduğunu görürler. Ezber ayrıca, bireyi, hem zaman sıkıntısına, hem de öğrenebilir miyim? Korkusuna düşürür. Bir denklem çözerken, “Terimler eşitliğin bir tarafından diğer tarafına işaret değiştirerek geçer. “diye öğrenen ve soru sormasından çok yanıt vermesi beklenilen insanların matematikten korkması kadar normal bir şey yoktur. Matematiği tanıma ya da anlama olgusu, kişinin anlama yeteneğinden daha çok, öğretenin yöntemine, öğreneceklerin katılımlarının sağlanmasına ve öğrenilecek bilgilerin sistematiğine, çekiciliğine, estetiğine bağlıdır.

Yaklaşık üç bin yıldır insanlık tarihinde var olan matematik son yüz yılda çok daha fazla ve çok daha hızlı gelişme göstermiştir. Bu da insana korku yerine huzur vermelidir. Matematik bir görüşe göre, insan beyninin icadıdır, bu da insanın soyut düşünebilme yeteneğinden kaynaklanır. Bir başka görüşe göre de doğanın içinde vardır ve insanların doğadaki ahengi gözlemesi, doğanın sırlarını keşfetmesi çabası olarak düşünülür. Bu doğrultuda günümüze kadar gelen matematiğin keşif mi?, icat mı? Tartışmasına ailenizi, arkadaşlarınızı, yaş ve eğitim farkı gözetmeksizin çevrenizdeki herkesi kattığınız zaman matematiğin iç güzelliği ile karşılaşmaya başlayacaksınız
Matematiksel düşünerek ve matematikle yaşadıkları halde hayatlarında matematiği yok sanan ya da yok sayan bireyler, “Matematik ne işe yarar!..” ya da “Ne gerek var!..” demek yerine, hadi bu günden başlayarak matematik için yaşamı sorgulayalım, ezberi bozalım. Bir keyif, bir mutluluk, bir heyecan ve yaşamın kendisi

olan matematiği, kendinize göre keyif aldıklarınız ya da genele göre keyif aldıklarınız arasına kattığınızda, hem yaşamın insana heyecan veren, insanı şaşırtan alanını genişletmiş olursunuz hem de eğitiminizde ve mesleğinizde başarılı olursunuz
Mat.Öğrt.Gör.Selahattin Özdoğan
“Her hakkı saklıdır”